Archive for Ekim, 2010

XIX-The Sun

Cuma, Ekim 29th, 2010

Gezegen: Güneş, Astrolojide 5. evin yöneticisi.
Hayat ağacı: ekseni Hod – Yesod’dan
Element: Ateş
Sayı: 9 düzeyi yüksek olarak 19, çapraz toplamı 10 (Fortune)

Güneş    dünyaya tüm hayatı mümkün kılmak için ışık verir. Güneş, bizler canlılık ve iyimserlik,  doğada ise açan çiçek demektir

Ama Güneşin de olumsuz yönleri vardır.  su gibi derinliği olmazsa, güneş bir çöl yaratacaktır unutmayın.

Yolu: ışık hedefleyen, cömert, koşulsuz ilkeleri için yaşayan

Işık: Canlılık, cömertlik, sıcaklık, özgüven

Gölge: Öz güveni eksik. ve göz alıcı, çok gelecek vaat eden ve hiçbir şey yapmayan

Çıplak bir çocuk bir ata binmekte ve kırmızı bir flamayı yukarı doğru tutmakta. Çocuk artık güneş enerjisini temsil eden atı dizginsiz olarak kontrol edebilmekte ve şuurluluk ile şuursuzluk arasında tam bir kontrolü simgelemekte. Kırmızı flama hareket ve titreşimi göstermekte. Yansıyan ay ışığının sakinliğinden çok farklı olarak Güneş’in ışığı hareket ve titreşimi simgelemekte. Kontrolün artık sağ el ile ilişkisi olan şuurustünden, sol el ile ilişkisi olan şuuraltına geçtiğini göstermek için çocuk flamayı sol elinde taşımakta. Tıpkı piyano çalmak veya otomobil sürmek yeni öğrenilirken şuurlu zihnin kullanılması, öğrenimden sonra ise kontrolün şuuraltına geçirilmesi veya bisikleti kullanan çocuğun annesine “bak ellerim havada gidiyorum” diye bağırması gibi, artık flama sol elde taşınmakta. Arkadaki duvarlı bahçe insanın artık geride bıraktığı işlenmiş bahçesi. Tam gelişmeleri için Güneş’e bakacaklarına  öne doğru bakan dört ayçiçeği var. Bunlar ateş, hava, su ve toprağı temsil etmekteler. Çocuk, Deli gibi sarışın ve başında bir çelenk ve kırmızı bir tüy var. Çıplaklığı artık saklayacağı bir şeyinin kalmadığını göstermekte. Burada Deli, yapısının aşağı yönleri üzerinde manevi bir zafer kazanmış. Bu zafer 07.Sır – Savaş Arabası’ndaki sadece irade üzerine olan zaferden oldukça farklı. Mitoloji ve efsanelerde  19 sayısı Güneş’le ilişkilendirilmekte. 19’a ulaşan bir Güneş inisyatörü olmakta ve Güneş’in yeryüzüne ışık, isi ve hayat vermesi gibi, iç planlarda insanlık için artık bir şeyler yapmaya hazır olduğunu göstermekte.

Aydınlık
Gerçeklerin aydınlatılması
Fark etme hali, bilgelik, ruhaniyet, değişim, yüksek yaratıcı enerji

ATROLOJİDE JÜPİTER

Perşembe, Ekim 28th, 2010

 Güneş sistemimizin en büyük gezegeni olan Jüpiter’in kütlesi (Çapı Dünyanınkinin on bir katı büyüklüğündedir) diğer gezegenlerin toplamının iki buçuk katı ve hacmi diğer gezegenlerin toplam hacminden fazladır. Jüpiter’in döngüleri 12 ve 7 sayılarına denk gelir çünkü Jüpiter 12 senede (tam olarak 11 sene 10.5 ay) bir tam Zodyak turu tamamlar ve 84 senelik idealar (arketip) hayatında 7 tam Jüpiter siklusu vardır. 12 sayısı ile burçlar ve evler ile ilişki kurulur ki bunları bir senede dolaşır ve bu aynı zamanda kendi uydularının sayısıyla da bağdaşır. Jüpiter’e ait nabız atışını ahenkli hale getiren bu 12 yıllık zaman hepimizde ortak olan yaş döngüsüdür. Bu döngülerin ritmi gizli güçler olarak yükselen bir spiral ile kişinin “bir kişiden öte” olma yolundaki yetişme deneyimlerini tanımlayacaktır.

Teozof H.P. Blavatsky, “Gizli Öğreti” adlı eserinde yedinin incelenmesi ile İlgili birçok örnek vermiştir ve bunu “insandaki yedi ilke” ile bağdaştırır. Bu ilkeler şunlardır.

1-Fizik beden
2-Eterik beden, yaşamsal ilke
3-Astral beden, duygular ve tutkular
4-Zihinsel-Arzu beden, somut akıl
5-Zihinsel beden, gerçek ve saf akıl
6-Buddhi, tinsel ruh
7-Atma, saf tin

Bu yedi ilke bütün dinlerde ve simyada görülür. Büyük İşlem’de (Simyada) yedi evre vardır. Yedinci kısım aydınlanmanın en yükseğidir. Böylece 84 yıllık bir hayat süresince doğuş pozisyonu ile Jüpiter’in yedi kavuşumu, onun işlevinin doğru tamamlanmasıyla kişilikte yedi devirden ileri gelir. Bu da, tamamlanması için 84 yıla gereksinim olduğunu ifade eder.

Ona mal edilen özellikler:ferahlık, neşe, duyguları dile getirme şans, zenginlik, refah, düzen, organizasyon, hiyerarşi, birlik, yargılama, hak, doğruluk, cömertlik, başarı, saygınlık, azim, bilgidir.

Zihin ile ilgili meziyetlere gelince: yargı, düzen, denge, planlı çalışma anlayışı, din, yasa, felsefe, sosyoloji disiplinlerini ve organizasyon şekillerini yönetmek. Edebiyata açıklık getirir, güneş sentezi ve Satürn analizi arasında, bilimlerdeki orta yolu bulur.

Duygulara gelince: Jüpiter iyilik, dürüstlük, doğruluk ve prestij duygusunu uyandırır. Karakter büyük bir sosyal olma duygusu ile şen ve uzlaştırıcı olur. Samimiyet, yaşama sevinci ve iyimserlik onun özellikleridir, iyimserlik “iyimser kılma” kapasitesidir böylece olayları sadece miktar olarak değil nitelik olarak da mükemmel kılmaktır. Hayranlık duygusu cömertlik de varlıkların derin ve kendiliğinden kabul edilişi ile onları karakterize eden özelliklerdir. Jüpiter’in bağdaştığı meslekler şunlardır: papazlar, yüksek mevkili kişiler, kanun adamları, yüksek düzeyli kişiler, politikacılar, üniversite görevlileri, serbest meslek sahipleri ve aynı zamanda maceracılar, dini müzik bestecileri, ressamlar ve yazarlar. Kusurları bu bolluk arayışı ile ilgilidir.

Örneğin günümüz toplumundaki aşırı tüketim ve israf bununla bağlantılıdır. Bu kusur Satürn sınırlamasıyla, Kova’nın gelişi ile son bulacaktır. Aynı zamanda öfke, gösteriş ve otorite Jüpiter’in negatif yönlerini gösterir ama bunlar tamamen uğursuzluk getirecek cinste değildir çünkü onları sınırsız olarak verir.www.astrobenefik.com

BOĞA BURCUNDA DOLUNAY

Perşembe, Ekim 14th, 2010


21 Kasım 2010 saat 19,28 de Boğa burcunun 29.derecesinde Dolunay var..

Planların zirve noktasına ulaşmasını ve tamamlanmasını temsil eden Dolunay zamanlarında Güneş ile Ay gökyüzünde birbirlerinin tam karşısında dururlar. Ay Güneş’den aldığı ışığı çok güçlü bir biçimde yansıtırken aydınlanan bilinçaltımız sayesinde farkındalığımız artar.

Boğa burcunun 29.derecesinde bitiş temalı bir Dolunay gerçekleşecek.Klasik astrolojide burçların son dereceleri kötücül özellikler taşır ve sonlanmayı anlatır.

Sabit özellikte bir toprak burcu olan Boğa, Venüs tarafından yönetilir.Kişisel güvenlik,ailemizin güvenliği ülke ve gezegenimizin güvenliğini temsil eder.Maddeye bağımlılığı mal mülk ve konfor düşkünlüğü ile onların peşinde koşar sahip olduğunda da bırakmak istemez.

(daha&helliip;)

İNSAN RUHUNUN KAMBURU KARMA

Çarşamba, Ekim 13th, 2010
Varoluşunuzun sebebini  sorgulamaya başlamanız farkındalığınız ile ilgilidir.Neden ben demek için biraz acı çekmek gerekir .Diğer insanlardan farklı bir ailede farklı şartlarda doğmuş olmanız daha da çabuklaştırır farkındalık ve sorgulama evresini
Önce isyan sonra inkar ve mecburen kabul etmiş birisi olarak ben kendimce ,biraz farklı anlatmak istiyorum karmayı.
Allah Baba ve Ay Dede vardı biz küçükken,
Kocaman  kızıl  bir tepsi gibiydi ilk kez tanıştığımda Ay Dede ile.. Babam öyle demişti geceyi aydınlatan Ay Dedeydi..Uzun yıllar ak sakallı dede diye hürmet ettiğim ayın tam tersi dişi  gücü temsil ettiğini öğrendiğimde babam hayatta değildi.
Sorduğumuz her soruya aldığımız her cevap doğruydu, çünkü anne babalar her şeyi bilirdi.
Babam cevap veremediği  bir soru ile karşılaştığı zaman Allah Baba öyle istedi derdi..Allah Babanın anne  babasına el kaldırdı diye taş ettiğini sandığım mermer sütunların Bizans döneminden kaldığını öğrendiğimde de babam hayatta değildi.Sonra ne oldu o güzelim sütunlara bilmiyorum ama yıllarca Bostancı’da yerlerde süründü. (daha&helliip;)

CERES(Demeter)

Pazartesi, Ekim 11th, 2010

Cares (Demeter)

Kronos ve Rheia’nın kızı, Zeus’un kız kardeşi Demeter, mevsim ve bereket tanrıçasıdır. Tanrı Zeus 4. evliliğini Demeter’le yapmış ve bu evlilikten Persephone adlı bir kızları olmuştur. Demeter, sarı uzun saçlı oldukça güzel bir tanrıçadır. Simgesi bir elinde buğday başağı diğer elinde ise meşale tutan bir kadındır. Yunan mitolojisine göre Demeter mevsimlerin de simgesidir.

Demeter bir toprak tanrıçası ancak gaia gibi değil o işlenen tarım yapılan ürün alınan toprağın tanrıçasıdır. Tüm tarım ürünleri onun için kutsaldır. Özellikle başak.

Demeter insana topraktan ürün almayı öğreten tanrıçadır.ve bu yüzden insanlara çok yakındır.tahıl tarımının güçlü olduğu yerde güçlü bir Demeter kültü vardır. Demeter sinirlendiği zaman kıtlıkla bunu belli ediyor.
Kızı Persefone’yi Cehennem tanrısı Hades’in yeraltındaki ölüler ülkesine kaçırmasından sonra tanrıça Demeter, onu bulabilmek için yeryüzünde her yeri didik didik aramaya başladı. Tabii bu umarsız aramalardan yorgun düştüğü bir sırada, tanrıça Demeter’e acıyan ve her şeyi görmüş olan güneş tanrısı Helyos, ona kızının kaçırılış serüvenini bir bir anlattı. Zaten Cehennem tanrısına oldum olası diş bileyen toprak ve buğday tanrıçası Demeter; bu işte aynı zamanda kızının babası olan baş tanrı Zeus’un da parmağı olduğunu öğrendikten sonra, Olimpos Tanrılar Sarayı’ndaki bütün görevlerinden ayrıldı. Yaşlı bir kadın kılığına girip ölümlü insanlar arasına karıştı…

Yaşlı bir kadın kılığındaki Demeter, bir gün buyur edildiği Eleusis kralının sarayında çok insancıl bir konukseverlikle uzun süre ağırlandı. Bu arada baş tanrı Zeus; toprak ve tohumun, en önemlisi insanların kutsal besini buğdayın ve bereketli hasadın tanrıçası Demeter’i, Olimpos’taki eski görevine döndürebilmek amacıyla birçok girişimlerde bulundu. Çünkü ülkede kıtlık ve görülmemiş bir kuraklık başlamıştı… Sonunda varılan anlaşma uyarınca Persefone; tohumun uyanan toprakta ölüp mahsule dönüştüğü yılın sekiz ayını, anasının yanında geçirecekti. Bu anlaşma üzerine Demeter; Olimpos’taki tanrıçalık görevlerine dönmeden önce, kendisine çok iyi davranan kral ailesine verdiği sözü tutmak üzere, kralın küçük oğlu Triptolemos’u, kendinde bulunan tanrısal yetenek ve misyonlarla donatmaya başladı. Çünkü tanrıça Demeter; Olimpos’tan ayrılıp yaşlı bir kadın kılığında bütün dünyada kızını ararken, haliyle insanlarla içli dışlı olmuş; baş tanrı Zeus’un öfkeli ve peşin yargılarına karşın, bu acılı ve çileli ölümlülerin aslında çok onurlu ve mutlu bir yaşama değer olduklarını sezmişti. Ne var ki görebildiği kadarıyla insanlar, gerçekten yalnızdı; umarsızdı. Kendilerinde bulunan, tanrılarla eş değerdeki bütün güç ve yetilerine karşın, kördüler. Hem toprağın, hem ışığın, hem suyun yabancısıydılar. Ne doğru dürüst ekip dikmesini, ne de hasat sonu ürettiklerini aralarında kardeşçe paylaşmasını biliyorlardı…Kimileri üretiyor, kimileri üretmeden üretenlerin ellerindeki avucundakileri kapıyordu! Onları bir şekilde uyandırmak , ellerinden tutmak gerekiyordu…

İşte bu amaçla ilk iş olarak tanrıça Demeter; Triptolemos’a toprağın sevgiyle işlenmesi, toprağın bakımı, ekilip dikilmesi üzerine bilgiler vermeye başladı. Böylece toprakla insanın emeği buluştuğunda ortaya çıkan o kutsal üretimin önemini anlattı çocuğa. Tanrıça Demeter’in öğütleri ve yönlendirmesiyle Triptolemos; insanın ancak üretebildiği ölçüde mutlu olabileceğini ve insanca yaşayabilmenin yollarını bulabileceğini öğrendi. Sonra tanrıça Demeter; insanın alınterini ortaya koyarak toprakla tohumu buluşturduğu ölçüde yüceldiğini ve ancak bu yöntemle insanların; tanrıları tanrı yapan yetenekler kazanabileceğini öğretti Triptolemos’a. Bu arada toprak, ışık ve insanın özden ve ta derinden kardeş olduklarını da söyledi ona. Nasıl toprağın işlenmesinde toprak, ışık, bilgi ve emek insanların ortak malıysa; el ve gönül birliğiyle gerçekleştirilen üretimin de kardeşçe paylaşılması gerektiğini, üstüne basa basa anlatmaya çalıştı. Çünkü bu emek ve yetenekler sayesinde gerçekleşen üretim; kardeşçe bölüşülmediği sürece, yeryüzünde kavga ve savaşın ebedi olduğunu ve bu adil paylaşım gerçekleşinceye dek de verilecek bütün savaşların kutsal olduğunu söyledi ona. Tabii bütün bu söyledikleri sözde kalmadı: Triptolemos’a insan olarak genlerinde taşıdığı olağanüstü insani becerilere ek olarak Demeter, kendisinde bulunan ve yeryüzünü mahsul ve berekete boğduran tanrısal yetileri de bağışladı. Bir süre krallık sarayının geniş bahçesinde, kutsal buğdayın ekimini ve meyve fidanlarının dikimini pratik olarak gösterdi. Sonra da ölümsüzlük dışında bütün tanrısal güçlerle donattığı bu çocuğun eline, önce toprakta ölüp sonra mahsule kesilen ölümsüz buğday başakları tutuşturdu. Bunları yeryüzündeki bütün ülkelere saçmasını istedi ondan. Böylece tanrıça Demeter’in bakım ve eğitiminde Triptolemos, artık yeryüzünün ilk çocuk tanrısı olarak yüklendiği misyonu yayma ve gerçekleştirme aşamasına ulaşmış oldu.

Bu arada da tanrıça Demeter’in; kızı Persefone’yle buluşma ve yeniden Olimpos’a, tanrılar sarayındaki görevine dönme zamanı gelip çattı. Saraydan ayrılırken Demeter; çocuk tanrı Triptolemas’a sarılıp başarılar diledikten sonra, ona tanrısal bir araba armağan etti. Hemen bu arabaya atlayıp kendisinden öğrendiği ve duyduğu ne varsa bunları öteki insan kardeşlerine ulaştırmasını istedi ondan. Kanatlı iki büyük yılanın çekip uçurduğu bu arabaya hemen bindi Triptolemos. Yılanların kanatlarıyla havalanan ve elinde başaklar tutan bu çocuk tanrı, dünyanın her ülkesine gitti. Oralardaki insanlara, bir ara Olimpos’taki sarayından ve tanrıçalık makamından ayrılarak çocuk bakıcılığına başlayan tanrıça Demeter Ana’dan öğrendiklerini ve ondan duyduklarını, önüne gelene anlatmaya başladı. Bu anlattıkları doğrultusunda daha sonraki yüzyıllar içinde, kendi ve tanrıça Demeter adına tapınaklar kuruldu; bu inançları pekiştiren, Yunan düşünürler, Sanatçılar çıktı ortaya. Aynı inançlar adına insanlar; binyıllar süresince büyük savaşımlar vermeye başladı. Bu inançlar adına her yıl büyük şenlikler ve törenler düzenledi…

Zaten zamanla adı “uygarlık” sözcüğüyle özdeşleşen çocuk tanrı Triptolemos’un elindeki başaklardan saçtığı bu ölümsüz tohumlar; toprakla insan emeğinin aşkla buluştuğu ve üretimin kardeşçe bölüşüldüğü bütün ülkelerde; bereket ve barış getiren ürünlere dönüştü ve dönüşmekte…

Kaynak/Gizli Ilimler