Archive for Aralık, 2010

26 ARALIK GÜNEŞ PLUTO KAVUŞUMU

Pazar, Aralık 26th, 2010
KİŞİLİĞİN DÖNÜŞÜMÜ

Büyük dönüşüm zamanlarına denk gelen hayatlarımız birbirlerine kader ortaklığı yapıyor.

Yılın son haftasına girerken ardarda oluşacak önemli kozmik olaylar  etkilerini hem kişisel hemde toplumsal alanda hissettirmeye başlıyorlar.
Yaratıcı enerjinin ifade şeklini gösteren  Güneş radikal bir değişim yaşamak ,en doğru gerçeği bulmak için  gerekirse zorlamayı göze alarak  Pluto ile  bugün kavuşuyor.28 Aralıkta Mars Satürnle kare açı yapıyor olacak ve tüm bastırdıklarını yüzeye çıkarmak için gereksiz ve zamansız patlama yaparak saldırganlaşacak.
Hemen ertesi gün Retrodan çıkacak olan Merkür ileri hareket etmeye başlamadan önce  biraz durup dinlenecek..
Şimdi bugüne dönelim ,
Oğlak burcunun 5. derecesinde kavuşacak olan Güneş ve Pluto fiziksel, psikolojik ve ruhsal arzuların yüzeye çıkma dürtüsüyle aşırı tepkisel davranışlara neden olabilir.. Dedektif rolüne bürünerek gizliliklerin peşine düşme ,sırları ortaya çıkarma gibi bazen insanın kendisine de zararı dokunacak davranışlar içine sokabilir.Olumlu kullanıldığında amacına bağlı, ne istediğini bilen, araştırmalarında en derinlere inebilen ve bu sayede en doğruya ulaşabilen yoğun bir kozmik etkisi vardır.
Güneş güçlü kişilerin temsilcisidir.Tüm otorite figürleri,politikacılar,artistler,örgütleyiciler,diktatörler,egosu yüksek kişiler,aristokratlar, babalar bu prensip dahilindedirler.
Pluto prensibini temsil edenler ise,araştırmacılar,okültistler,katiller,azılı suçlular,toplumsal liderler,karizmatik liderler,bilim adamları,doktorlar,hipnotizmacılardır.
Hojo Banzhaf ve Anna Heabler’in Astrolojinin Anahtar Sözcükleri kitabında Plutodan ,verimli yaratıcı iyileştirici olan arkaik dişi unsuru temsil ettiği gibi,karanlık acımasız zorba sadist ve ölümcül güçleri de bünyesinde barındırır.Güneş’e özgü bilinç Pluto’yu cehennemin dipsiz kuyusu gibi görerek korkar..diye bahseder..
Bu dönemin kozmik  enerjileri kişiliğin,toplumun ve en önemlisi Dünyanın dönüşümü için en korktuğuyla yüzleşmesini gerekli kılıyor.
Güneşteki patlamalar Güneşin isyanını dile mi getiriyor dersiniz..
Olumlu açıdan ele aldığımız zaman psikolojik,okültik ve metafiziksel çalışmalar bu enerjiyle evrensel boyutta  mental konsantrasyonla spiritüal destek alırlar .Alınmış sorumlulukların yerine getirilmesi için ekstra güç verir.
Yeniden yapılanma arzularının yükseldiği  ve gücümüzü en son noktasına kadar kullanmak isteyeceğimiz bu değişim döneminde kendi selametimiz için  başkalarının mutsuzluğuna sebep olmayalım diyorum..
AstroBenefik
Arzu Cengiz

25 ARALIK GÜNEŞİN DOĞUM GÜNÜ

Cumartesi, Aralık 25th, 2010

Güneş, güneş sistemi için ne ise, ruh da insan bedeni için odur. Çünkü onun doğası, organları ve işlevleri, hayat merkezini (güneş) çevreleyen ve ondan taşanlarla yaşayan gezegenler gibidir.İnsandaki güneş gücü üçe ayrılır; bunlara insan ruhunun üç katmanı denir. Bu ruhani doğaların üçünün de aşkın ve nurlu olduğu söylenir; bunlar bir araya geldiklerinde insandaki Uluhiyet’i oluştururlar. İnsan’ın üçlü aşağı doğası –fiziksel bedeni, duygusal dünyası ve akli melekeleri– fiziksel dünyada üç katlı Uluhiyet’in ışığının yansımalarıdır ve ona tanık ve kanıt oluştururlar. İnsanın üç bedeni yukarı bakan bir üçgenle, üç katlı ruhani doğası ise aşağı bakan bir üçgenle sembolize edilir. Bu iki üçgen bir altı köşeli yıldız şeklinde birleştiği zaman Yahudiler ona “Davut’un yıldızı”, “Süleyman’ın Mührü” derler ki bugün genellikle Sion Yıldızı diye bilinir. Bu üçgenler hem doğadan hem Uluhiyet’ten gelip insanda birleşen ruhani ve maddi evrenleri gösterirler. İnsanın hayvani doğası topraktan gelirken, ilahi doğası gökyüzünden gelir, insanın doğası ise bu ikisinin arabulucusudur.

Kadim bilgeler, güneş küresini tıpkı insanın doğasına yaptıkları gibi üç ayrı bedene ayırmışlardı. Mistiklere göre her bireysel yapıdaki üç hayat merkezine benzer biçimde, güneş sisteminde üç güneş vardır. Bunlara üç ışık denir: ruhani güneş, akli veya solar güneşi ve maddi güneş. Ruhani güneş Baba Tanrı’nın kudretini tezahür ettirir, akli güneş Oğul Tanrı’nın hayatını yayar ve maddi güneş, Tanrı’nın Kutsal Ruh’un tezahürü için kullandığı araçtır. İnsanın doğası mistiklerce birbirinden ayrı üç kısma ayrılır: ruh, can ve beden. Fiziksel bedeni maddi güneşle büyütülür ve canlandırılır; ruhani doğası ruhani güneşle aydınlanır ve aklı ise solar Güneş’in ışığıyla –lütufuyla– kurtarılır. Bu üç kürenin yan yana duruşu, kimilerine göre gezegen yörüngelerinin daire değil de elips şeklinde olmasını açıklar.

Pagan rahipler, güneş sistemini her zaman bir Büyük Adam olarak düşünmüşler ve bu üç faaliyet merkezine dair analojilerini, insan bedenindeki üç hayat merkezinden –beden, kalp ve beyin– çıkarmışlardır. Mesih’in dönüşümü olayında [(Matta 17:1-6, Markos 9:1-8, Lukas 9:28-36 çv.] üç çadırdan bahsedilir: Ortada ve en büyük olanı (kalp) ve onun iki tarafında daha küçükleri (beyin ve üreme sistemi). Üç tane Güneş’in mevcut olduğuna dair felsefi hipotezin, tarihte birkaç kere meydana gelen tuhaf olayla ilişkili olduğu söylenebilir. İsa’dan sonraki 51. yılda gökyüzünde aynı anda üç güneş görünmüştür. 69. yılda gökyüzünde iki güneş birlikte görülmüştür. William Lilly’e göre 1156 ila 1648 yılları arasında yirmi tane benzer olay kayda geçmiştir. Güneş’in maddi dünyanın en önemli velinimeti olduğunu gören Hermesçiler, doğanın görünmez ve ilahi kısmının ihtiyaçlarını karşılayan bir ruhani güneş olduğuna inandılar. Büyük Paracelcus bu konuyla ilgili olarak şunları yazar: “Bütün ısının kaynağı Dünyevi Güneş vardır ve gözü olan herkes onu görür ve kör olanlar da onu göremese de ısısını hisseder. Bir de bütün bilgeliğin kaynağı olan Ebedi Güneş vardır, ruhani melekeleri uyanmış olanlar bu güneşi görür, onun varlığını bilir; ruhani bilince ulaşmamış olanlar ise onun gücünü Sezgi denilen içsel meleke sayesinde hissedebilir.”

Paganlar 25 Aralık tarihini Güneş İnsan’ın doğum gününe ayırmıştı. Bu tarihte oruç tutar, alaylar halinde ilahiler söyler, tapınaklara sunularda bulunurlardı. Çünkü kışın karanlığı sona ermiştir ve ışığın muzaffer oğlu Kuzey Yarımküre’ye dönmektedir. Yaşlı Güneş Tanrısı son bir çabayla  (Karanlık Ruh­ların) evini yıkmış ve yeraltının derinlerinde, aşağı dünyanın sembolik hayvanları arasında o gün doğan yeni güneş için yolu hazırlamıştır.

Bu kutlama mevsimi için Oxford Balliol Kolej’den bir sanat profesörü Mankind Their Origin and Destiny [İnsanlığın Kökeni ve Kaderi] adlı akademik çalışmada şunları yazmıştır: “Romalılar da güneş festivalini kutluyor ve günün tanrısının doğumu onuruna sirk oyunları düzenliyorlardı. Bu festival ocak ayından sekiz gün önce, yani 25 Aralıkta kutlanıyordu. Virgil’in yeni güneşten bahsettiği Enad kitabının yedinci cildinin 720. mısrasını yorumlarken, doğru söylemek gerekirse, der, ocaktan sekiz gün önce, yani 25 Aralıkta güneş yenidir. I. Leo zamanında (Leo, XXI. serenom, De Nativ. Dom. s. 148) bazı Kilise Babaları, ‘Festivali (Christmas) kutlu kılan şey, İsa Mesih’in doğumundan zi­yade onun dönüşüdür’ ya da onların kelimeleriyle ‘yeni Güneş’in doğuşudur’ diye tarif etmişlerdir. Roma’da Görünmez Güneş (Natalis solis invicti), Constantine ve Julian dönemlerinde yayınlanan roma takvimlerinden de anlaşılacağı üzere aynı gün kutlanıyordu. Bu ‘İnvictus’ unvanı aynı tanrıya Perslerin verdiği isimdir. Persler bu tanrıya Mitra ismini vermişlerdi ve o bir mağarada doğmuştu, tıpkı Hıristiyanların onu İsa ismiyle bir ahırda doğdurması gibi.”

Katoliklerin kutladığı Meryem’in Uruç Yortusu ve onun astronomik olaylarla paralelliğiyle ilgili olarak aynı yazar şunları eklemektedir: “Güneş’in ışığı artarak sekiz burçtan geçtiği sekiz ayın sonunda, göksel Bakireyi sindirir. Bakire, oğlundan çıkan parlak ışınlar içinde erir. Her yıl ağustos ortalarında gerçekleşen bu fenomen, bugün bile var olan bir festivalin kaynağıdır. Bu festivalde İsa’nın anası dünyevi yaşamını bir kenara bırakarak oğlunun zaferine katılır ve gökyüzünde onun yanındaki yerini alır. Roma takvimi tam bu dönemde –eylülden on üç gün önce– Bakirenin (Başak) ölümünü ve yok oluşunu gösterir. Katolikler Bakire’nin Uruç Yortusunu, yani Bakire’nin tekrar oğluyla birleşmesini işte bugün kutlarlar. Bu yortunun eski adı Bakire’nin Geçişidir ki Library of the Fathers’ta (Bibl. Part. vol. II. parti i. p. 212) Kutsal Bakire’nin Geçişi anlatılır. Eski Yunan ve Romalılar da aynı Bakire’den başka biri olmayan Astraea yortusunu aynı gün kutlardı.”

Hıristiyan tanrının aslına uygun bir biçimde muhafaza ettiği Güneş Tanrısını doğuran bu Bakire Ana, onun Sais tapınağında ortaya çıkan Mısırlı prototipi İsis’i anlatır: “Verdiğim meyve güneştir.” Bakire (Başak burcu) ilk dönem paganlar tarafından ayla ilişkilendirilmiş olsa da, onun yerini gökyüzünde bir takımyıldızı olarak belirlediklerine hiç kuşku yoktur. Çünkü neredeyse bütün kadim halklar ona Güneş’in anası olma onurunu vermişler ve ay bu görevi yerine getiremese de Başak burcunun bunu yapabileceğini, hatta 25 Aralıkta yaptığını fark etmişlerdir. Albertus Magnus şunları söyler: Göksel Bakire burcunun (Başak) Efendimiz İsa Mesih’in doğum anında ufuktan yükseldiğini biliyoruz.”

Bazı Arap ve Pers astronomlar Orion kuşağını oluşturan üç yıldıza, genç Güneş Tanrısını ziyarete gelen Magi ismini vermiştir. Mankind Their Origin and Destiny kitabının yazarı şu ilave bilgiyle katkıda bulunmaktadır: Gece yarısı başucuna yükselen Yengeçte Ahır ve Eşek takımyıldızı bulunur. Kadimler ona Praesebe Jovis adını vermişlerdi. Kuzeyde Arapların Marta v
e Meryem dediği Büyük Ayı’yı ve aynı zamanda Lazarus’un tabutunu görebiliriz.” Paganizmin ezoterizmi bu şekilde Hıristiyanlığa nakşedilmiştir. Ancak anahtarlar kayıptır. Hıristiyan kilise, körce kadim gelenekleri takip ediyor olsa da bunun nedeni sorulduğunda yüzeysel ve yetersiz açıklamalar yapıyor, her dinin ondan önceki dinin gizli öğretilerinden doğduğu gerçeğini ya unutuyor ya da inkâr ediyor.

Kaynak Manly P. Hall, Tüm Çağların Gizli Öğretileri



RÜYALAR MI GERÇEK YOKSA GERÇEKLER Mİ RÜYA

Cuma, Aralık 17th, 2010

BENİM RÜYAM
1985 yılının 15 Kasım sabahı, gördüğüm rüyanın etkisiyle ağlayarak uyandım.

Rüyamda babam ölmüş, salonda yerde yatıyor.
Üzerine bir hafta önce yeni almış olduğumuz kahverengi, turuncu çizgili battaniyeyi örtmüşler. Ev çok kalabalık, şaşkınım ve korkuyorum. Beni çağırdılar,
— gel son kez gör babanı dediler.
Battaniyeyi kaldırdıklarında sımsıkı kapanmış gözlerine rağmen dudaklarında hafif bir gülümsemeyle yatan Babam birden gözlerini açtı ve

— herşey şimdi başlıyor, sakın korkma hep yanındayım dedi ve sonra tekrar gözlerini kapadı.
Sabah uyandığımda Babam gerçekten ölmüş hissiyle, içimde büyük bir bir boşluk, yüreğimin üzerinde ağırlığını taşımakta zorlandığım kocaman bir taş vardı sanki.
Ağlayarak anneme anlattığımda ölü diri getirir demişti bana.

GERÇEK.
1985 yılı 16 Kasım saat 15 00.
Kalp krizi geçiren babam aniden 57 yaşında öldü. Üzerine kahverengi turuncu çizgili yeni aldığımız battaniyeyi örttüler. Hava çok soğuk olduğu için morga gitmesin bir gece evinde kalsın dediler. Ev çok kalabalıktı, yüzünü açıp son kez gel bak diye beni çağırdılar, sıkıca kapalı gözlerine rağmen gülümseyen yüzüyle bana bakıyordu.

Çok kalabalık oldu.
Herkes ama herkes geldi. Annemin dediği doğru çıktı ölü diri getirmişti.

ANNEMİN RÜYASI
2000 yılı 25 Temmuz
Çok korktum, rüyamda Babanı gördüm diye anlatmaya başladı Annem.
Babam beyaz bir kayıkla gülümseyerek Annemi almaya gelmiş yanında getirdiği gelinliği annemin üzerine giydirdikten sonra kayığın içinde birbirlerine sarılıp uyumaya başlamışlar, Annem birden uyanmış gelinliğinin üzerinde böcekler görmüş bağırmış fakat Babama duyuramamış.
Korkmuştu gerçekten, Baban beni alacak haber veriyor dedi.
Ben ona çok kızdım.

BENİM RÜYAM
2000 yılı 26 Temmuz
Aynaya baktığımda sol yanağımın altında siyah bir kıl çıktığını görüyorum, hemen bir cımbız alıp kılı koparmaya çalışıyorum ben kılı çektikçe kıl yerine etimden parçalar kopuyor yüzümün sol tarafında et kalmıyor çok canım acıyor acı içime oturuyor. Sabah uyandığım da Annemin önceki gün gördüğü rüyasının gerçekleşme olasılığı beni korkutuyor. Balkonda gizlice sigara içtiğini gördüğüm halde ona hiç kızmıyorum.

GERÇEK
2000 yılı 28 Temmuz
26 Temmuz’u 27 Temmuz’a bağlayan gece annem aniden gelen bir krizle öldü. Abimin gelmesini bekledik 28 Temmuz’da Babamın yanına gömdük. Annen de emeğin çok ilk toprağı sen at deyip elime küreği verdiler, sanki robotlaşmıştım söyleneni yaptım, attığım toprak beyaz kumaş parçasında dağılırken bir böcek Annemin üzerinde yavaş yavaş ilerliyordu.

BENİM RÜYAM
2010 yılı 15 Şubat
Kocaman mavi bir ışık halinde görüyorum kendimi, oradan oraya uçuyorum, okadar parlak ki etrafa yaydığım ışık, her yer aydınlık benden başka ışıklarda var herkesin rengi farklı. Birden parçalara ayrılıyorum her parçam başka renk her yer rengârenk. Aniden hızla aşağı çekiliyorum istemiyorum ama mecburum, diğer parçalarım yanımda yok tek başıma kalıyorum karanlıkta. Uyanıyorum.

GERÇEK
Beklemedeyim.

MERKÜR RETROSU

Pazar, Aralık 5th, 2010

Merkür bir yıl içinde üç ,bazende dört kez ,üçer haftalık periodlar halinde geriye gider.

Aslında teknik olarak hiçbir gezegen uzayda Güneş’in etrafında geriye gitmez,gerçek şu ki yavaşlamazlar bile.Geri gidiş,durmak veya ileri gidiş sadece yeryüzünden bizim bakış açımıza göre algısal yanılmadır.


Tamamen Dünya’nın hızlanan hareketi ile alakalı olan bu dönemlerde diğer gezegen izafi olarak önce yavaşlar,sonra durur ve yörüngesinde ters hareket etmeye başlar.. Merkür Güneş’ten 28 dereceden fazla uzaklaşamaz ve nezaman en uzak seviyesine ulaşırsa yönünü değiştirmiş gibi algılanır..

Mutlak bir ilizyon olan Retro zamanlarının enerjisi  daha farklı bakış açısıyla yeniden düşünmemizi sağlar.

Merkür 22 Kasımda retro bölgesine girerek etkilerini göstermeye başladı.10 -30 Aralık tarihlerinde önce durup sonra geri gidecek ve 18 Ocak 2011 de Retro bölgesinden çıkış yapacak..

Yılın bu son Merkür retrosu yeni başlangıçlar için acele etmeden iyi düşünülmesi gerektiğini belirtiyor.

Haberleşme  ve iletişimle alakalı olan konularda retro enerjisinin etkisiyle herhangi bir konuyu algılarken veya başkalarına iletirken sorunlar yaşayabiliriz.Konuşurken anlatmak istediklerimizi anlatamayız,karşımızdaki dinlemekte zorluk çekeriz,satmak veya satın almakla alakalı konularda ,resmi kontratlarda,seyahat planlarında gecikmeler olur.Kargolarınız ,mektuplarınız kaybolabilir.Bu zamanlarda önemli bir karar almak akıllıca olmaz.Merkür’ün geri gittiği zamanları ,yeni oluşumlara başlamadan önce ,tekrar gözden geçirme,yeniden yapılanma ve eksikleri gidermek için kullanmalıyız. .Doğum haritanızda  taransit Merkür’ün  bulunduğu ev ve dokunduğu gezegenler Merkür retrosundan hangi konulardan etkileneceğinizi belirler..

2011 yılı seçilen hedefler doğrultusunda geri dönüşü olmayan bir değişim sürecinin başlangıcı olacak.Şu an yaşadıklarımız bu sürecin temellerini atıyor.O halde biraz kendi kendinizle kalın ve iç sesinizi dinleyin..Merkür’ün bu enerjisini geçmişte yarım kalanları tamamlayarak kullanın..


AstroBenefik

ArzuCengiz

YAY BURCUNDA YENİ AY

Cumartesi, Aralık 4th, 2010
5   Aralık   Pazar

Tanrıların habercisi Merkür’ün Oğlak burcuna girip Yeraltı Tanrısı  Plutoyla  kavuştuğu 5 Aralık 2010 akşamı , saat 19.38 de, Jüpiter’in ekstra ekstra enerji dağıttığı bir yeni ay doğacak….Klasik astrologlara göre Merkür okült bilgi,gizemler,öğrenme ve bilgiyi gösterirken,astrologlar,felsefeciler ve yazarlarla da alakalandırılır , ölüm ve dirilişin  temsilcisi Plutoyla  kavuşumu toplumsal tabuları yıkıp gizli bilgileri ortaya çıkarırken psikoloji ve metafizik boyutunda   yapılan çalışmaların çoğalmasını sağlayacak.  Bilginin güç,gücünde bilgi olduğu zamanlardayız.. (daha&helliip;)