Posts Tagged ‘GÜNEŞİN DOĞUM GÜNÜ’

25 ARALIK GÜNEŞİN DOĞUM GÜNÜ

Cumartesi, Aralık 25th, 2010

Güneş, güneş sistemi için ne ise, ruh da insan bedeni için odur. Çünkü onun doğası, organları ve işlevleri, hayat merkezini (güneş) çevreleyen ve ondan taşanlarla yaşayan gezegenler gibidir.İnsandaki güneş gücü üçe ayrılır; bunlara insan ruhunun üç katmanı denir. Bu ruhani doğaların üçünün de aşkın ve nurlu olduğu söylenir; bunlar bir araya geldiklerinde insandaki Uluhiyet’i oluştururlar. İnsan’ın üçlü aşağı doğası –fiziksel bedeni, duygusal dünyası ve akli melekeleri– fiziksel dünyada üç katlı Uluhiyet’in ışığının yansımalarıdır ve ona tanık ve kanıt oluştururlar. İnsanın üç bedeni yukarı bakan bir üçgenle, üç katlı ruhani doğası ise aşağı bakan bir üçgenle sembolize edilir. Bu iki üçgen bir altı köşeli yıldız şeklinde birleştiği zaman Yahudiler ona “Davut’un yıldızı”, “Süleyman’ın Mührü” derler ki bugün genellikle Sion Yıldızı diye bilinir. Bu üçgenler hem doğadan hem Uluhiyet’ten gelip insanda birleşen ruhani ve maddi evrenleri gösterirler. İnsanın hayvani doğası topraktan gelirken, ilahi doğası gökyüzünden gelir, insanın doğası ise bu ikisinin arabulucusudur.

Kadim bilgeler, güneş küresini tıpkı insanın doğasına yaptıkları gibi üç ayrı bedene ayırmışlardı. Mistiklere göre her bireysel yapıdaki üç hayat merkezine benzer biçimde, güneş sisteminde üç güneş vardır. Bunlara üç ışık denir: ruhani güneş, akli veya solar güneşi ve maddi güneş. Ruhani güneş Baba Tanrı’nın kudretini tezahür ettirir, akli güneş Oğul Tanrı’nın hayatını yayar ve maddi güneş, Tanrı’nın Kutsal Ruh’un tezahürü için kullandığı araçtır. İnsanın doğası mistiklerce birbirinden ayrı üç kısma ayrılır: ruh, can ve beden. Fiziksel bedeni maddi güneşle büyütülür ve canlandırılır; ruhani doğası ruhani güneşle aydınlanır ve aklı ise solar Güneş’in ışığıyla –lütufuyla– kurtarılır. Bu üç kürenin yan yana duruşu, kimilerine göre gezegen yörüngelerinin daire değil de elips şeklinde olmasını açıklar.

Pagan rahipler, güneş sistemini her zaman bir Büyük Adam olarak düşünmüşler ve bu üç faaliyet merkezine dair analojilerini, insan bedenindeki üç hayat merkezinden –beden, kalp ve beyin– çıkarmışlardır. Mesih’in dönüşümü olayında [(Matta 17:1-6, Markos 9:1-8, Lukas 9:28-36 çv.] üç çadırdan bahsedilir: Ortada ve en büyük olanı (kalp) ve onun iki tarafında daha küçükleri (beyin ve üreme sistemi). Üç tane Güneş’in mevcut olduğuna dair felsefi hipotezin, tarihte birkaç kere meydana gelen tuhaf olayla ilişkili olduğu söylenebilir. İsa’dan sonraki 51. yılda gökyüzünde aynı anda üç güneş görünmüştür. 69. yılda gökyüzünde iki güneş birlikte görülmüştür. William Lilly’e göre 1156 ila 1648 yılları arasında yirmi tane benzer olay kayda geçmiştir. Güneş’in maddi dünyanın en önemli velinimeti olduğunu gören Hermesçiler, doğanın görünmez ve ilahi kısmının ihtiyaçlarını karşılayan bir ruhani güneş olduğuna inandılar. Büyük Paracelcus bu konuyla ilgili olarak şunları yazar: “Bütün ısının kaynağı Dünyevi Güneş vardır ve gözü olan herkes onu görür ve kör olanlar da onu göremese de ısısını hisseder. Bir de bütün bilgeliğin kaynağı olan Ebedi Güneş vardır, ruhani melekeleri uyanmış olanlar bu güneşi görür, onun varlığını bilir; ruhani bilince ulaşmamış olanlar ise onun gücünü Sezgi denilen içsel meleke sayesinde hissedebilir.”

Paganlar 25 Aralık tarihini Güneş İnsan’ın doğum gününe ayırmıştı. Bu tarihte oruç tutar, alaylar halinde ilahiler söyler, tapınaklara sunularda bulunurlardı. Çünkü kışın karanlığı sona ermiştir ve ışığın muzaffer oğlu Kuzey Yarımküre’ye dönmektedir. Yaşlı Güneş Tanrısı son bir çabayla  (Karanlık Ruh­ların) evini yıkmış ve yeraltının derinlerinde, aşağı dünyanın sembolik hayvanları arasında o gün doğan yeni güneş için yolu hazırlamıştır.

Bu kutlama mevsimi için Oxford Balliol Kolej’den bir sanat profesörü Mankind Their Origin and Destiny [İnsanlığın Kökeni ve Kaderi] adlı akademik çalışmada şunları yazmıştır: “Romalılar da güneş festivalini kutluyor ve günün tanrısının doğumu onuruna sirk oyunları düzenliyorlardı. Bu festival ocak ayından sekiz gün önce, yani 25 Aralıkta kutlanıyordu. Virgil’in yeni güneşten bahsettiği Enad kitabının yedinci cildinin 720. mısrasını yorumlarken, doğru söylemek gerekirse, der, ocaktan sekiz gün önce, yani 25 Aralıkta güneş yenidir. I. Leo zamanında (Leo, XXI. serenom, De Nativ. Dom. s. 148) bazı Kilise Babaları, ‘Festivali (Christmas) kutlu kılan şey, İsa Mesih’in doğumundan zi­yade onun dönüşüdür’ ya da onların kelimeleriyle ‘yeni Güneş’in doğuşudur’ diye tarif etmişlerdir. Roma’da Görünmez Güneş (Natalis solis invicti), Constantine ve Julian dönemlerinde yayınlanan roma takvimlerinden de anlaşılacağı üzere aynı gün kutlanıyordu. Bu ‘İnvictus’ unvanı aynı tanrıya Perslerin verdiği isimdir. Persler bu tanrıya Mitra ismini vermişlerdi ve o bir mağarada doğmuştu, tıpkı Hıristiyanların onu İsa ismiyle bir ahırda doğdurması gibi.”

Katoliklerin kutladığı Meryem’in Uruç Yortusu ve onun astronomik olaylarla paralelliğiyle ilgili olarak aynı yazar şunları eklemektedir: “Güneş’in ışığı artarak sekiz burçtan geçtiği sekiz ayın sonunda, göksel Bakireyi sindirir. Bakire, oğlundan çıkan parlak ışınlar içinde erir. Her yıl ağustos ortalarında gerçekleşen bu fenomen, bugün bile var olan bir festivalin kaynağıdır. Bu festivalde İsa’nın anası dünyevi yaşamını bir kenara bırakarak oğlunun zaferine katılır ve gökyüzünde onun yanındaki yerini alır. Roma takvimi tam bu dönemde –eylülden on üç gün önce– Bakirenin (Başak) ölümünü ve yok oluşunu gösterir. Katolikler Bakire’nin Uruç Yortusunu, yani Bakire’nin tekrar oğluyla birleşmesini işte bugün kutlarlar. Bu yortunun eski adı Bakire’nin Geçişidir ki Library of the Fathers’ta (Bibl. Part. vol. II. parti i. p. 212) Kutsal Bakire’nin Geçişi anlatılır. Eski Yunan ve Romalılar da aynı Bakire’den başka biri olmayan Astraea yortusunu aynı gün kutlardı.”

Hıristiyan tanrının aslına uygun bir biçimde muhafaza ettiği Güneş Tanrısını doğuran bu Bakire Ana, onun Sais tapınağında ortaya çıkan Mısırlı prototipi İsis’i anlatır: “Verdiğim meyve güneştir.” Bakire (Başak burcu) ilk dönem paganlar tarafından ayla ilişkilendirilmiş olsa da, onun yerini gökyüzünde bir takımyıldızı olarak belirlediklerine hiç kuşku yoktur. Çünkü neredeyse bütün kadim halklar ona Güneş’in anası olma onurunu vermişler ve ay bu görevi yerine getiremese de Başak burcunun bunu yapabileceğini, hatta 25 Aralıkta yaptığını fark etmişlerdir. Albertus Magnus şunları söyler: Göksel Bakire burcunun (Başak) Efendimiz İsa Mesih’in doğum anında ufuktan yükseldiğini biliyoruz.”

Bazı Arap ve Pers astronomlar Orion kuşağını oluşturan üç yıldıza, genç Güneş Tanrısını ziyarete gelen Magi ismini vermiştir. Mankind Their Origin and Destiny kitabının yazarı şu ilave bilgiyle katkıda bulunmaktadır: Gece yarısı başucuna yükselen Yengeçte Ahır ve Eşek takımyıldızı bulunur. Kadimler ona Praesebe Jovis adını vermişlerdi. Kuzeyde Arapların Marta v
e Meryem dediği Büyük Ayı’yı ve aynı zamanda Lazarus’un tabutunu görebiliriz.” Paganizmin ezoterizmi bu şekilde Hıristiyanlığa nakşedilmiştir. Ancak anahtarlar kayıptır. Hıristiyan kilise, körce kadim gelenekleri takip ediyor olsa da bunun nedeni sorulduğunda yüzeysel ve yetersiz açıklamalar yapıyor, her dinin ondan önceki dinin gizli öğretilerinden doğduğu gerçeğini ya unutuyor ya da inkâr ediyor.

Kaynak Manly P. Hall, Tüm Çağların Gizli Öğretileri